4 Ekim 2013 Cuma

Gezi Parkı Olayları: Bardağın Dolu Tarafı

Omer Abi , ne olacak simdi ? @omerekinci

— Oktay Tilkili (@oktaytilkili) June 2, 2013

 

Twitter’da gelen  bu soru üzerine yazıyorum bu yazıyı, beş gündür düşünmekten, dinlemekten, anlamaya çalışmaktan başka hiçbir şey yapamıyorum

Gelin analiz edelim, bu beş günün bize öğrettiklerini, kazandırdıklarını masaya yatıralım; ve tabii kazandıracaklarını da…

Yaşananlar, beş gündür sokaklarda olan insanların, direnişçilerin maruz kaldığı iki durumun sonucu.

Birincisi ; Son birkaç yıldır hissettikleri “yok sayılma ve sindirilme” uygulamalarının üst üste gelmesi sonucu, 29 Ekim, Alkol Yasağı, Reyhanlı Patlaması, Emek Sineması gibi olaylarda verilemeyen tepkilerin patlaması. Tıpkı metan gazı patlaması gibi…

“Şiddeti meşrulaştırmak” değil yazdıklarım. Lakin, psikoloji bilimi diyor ki tanıdığınız en masum, en iyi kalpli insanın da “katil olma” sınırı var. İnsanları bu noktaya getirmemek, gelmelerine sebep olacak nedenleri ortadan kaldırmak devletin göreviydi.

Rahmetli Şeyh Edebâli’nin Osman Bey’e nasihatlerinden biridir, der ki;

“Ey oğul, insanı yaşat ki devlet yaşasın”

Hanımefendiler, beyefendiler, itiraf edelim, bu nasihati unuttuk, beş gündür daha da fazla unuttuk .

Bu yazıda belki yer verilmesi gereken birileri daha var, yalan yanlış bilgi dağıtanları, insanları provake edenleri, aldatanları, şiddete yöneltenleri da yazmak lazım ama herkes görevini yapıyor, provokatörün görevi de bu, onları neyle suçlayalım, görevleriyle mi?

“Dünya yaşamak için tehlikeli bir yer; kötülük yapanlar yüzünden değil, durup seyreden ve onlara ses çıkarmayanlar yüzünden.” A. Einstein

Gelelim ikinci duruma. Bu durumun bir özelliği var ki o da aslında birincisinin de sebebi olan bir durum; sokağa dökülen ve 5 gün Gezi Parkı’nda nöbet tutan bu insanların temsil edilemediğini, haklarının savunulmadığını, var sayılmadıklarını hissediyor olmaları. Eğer sokaklara dökülen yüz binlerce insan, kendilerini temsil edecek bir zemin bulamıyor.

Eğer Cumhuriyet Halk Partisi gerçekten muhalefet gibi davranabilseydi, bu olayların her birinde yerinde, zamanında müdahaleyle katılımcı demokrasi anlayışıyla yaklaşarak dümenin açısını “doğruya” döndürebilseydi bu gencecik bireyler sokaklara dökülmeyecekti.

Peki ya polis? Devletin polisi, “Çevik Kuvvet” nasıl ve neden böyle bir olayda yangına körükle gitti?

Çevik Kuvvet Merkezine işim gereği girip çıktım yakın dönemde. Olaylarda önemli rol oynayan “Çevik Kuvvet” polisi figürünü iyi analiz etmek gerekiyor. Sürekli spor yapan, atletik, 20-25 yaşlarında, güçlü kuvvetli genç insanlardan bahsediyoruz. Büyük bir kısmı milliyetçi. Böyle bir infial sırasında 20-25 yaş arası genç bir polis gücünden olgunluk, “âkillik” beklemek yerine, bu grubu aktivist grupla karşı karşıya getiren yöneticilere, Emniyet Müdürlüğüne, Valiliğe sormak gerekir bu soruları. Sonuçta ne oldu? Yine kardeş, kardeşi karşı karşıya getirdiler.

Ateşle barutu yanyana getir ve bekle ki tutuşmasın, mümkün mü?

Bu yaşananların sonuçları ne olacak?

1-     Yeni jenerasyonla ilgili en büyük kaygılardan biri “apolitik bir gençlik yetişiyor” kaygıları kırıldı, gençler düşünmeye başladı, şu yazıyı yazdığım sırada etrafımdaki masalardaki 20’li yaşlardaki gençlerin hepsi bu konuları tartışıyor. Sizinle, benimle aynı dünya görüşünde olsun, olmasın, düşünenden değil, düşünmeyenden korkmalı.

2-     AK Parti “Ben yaptım, oldu” politikasından vazgeçecek, vazgeçmeli de zaten. Türkiye’de “farklılıklarımız zenginliklerimiz” sözünün artık sözde kalmaması gerektiği bir çağa girdik.

3-     Medya tam anlamıyla hayal kırıklığı oldu, halkımız bundan sonra 4 yaşındaki çocuğun oyalansın diye TV başına oturtulduğu gibi oturup TV izlemeyecek, geleneksek medyadan umudumuz azalmıştı, tamamen bitti. Televizyoncu, gazeteci arkadaşlarım, ister kızın, ister küsün. Ama birebir benimle aynı görüşte bir gazeteyi de, karşıt görüşteki gazeteyi de artık okumak istemiyorum. Aynı görüşteki gazete, ne olursa olsun olanları benim görüşüme göre yontuyor, karşıt görüşteki ise ne olsa karşıt! Benimle aynı görüşü savunan “ideolojik” gazetedense, karşıt görüşü olan objektif gazete bin kat daha iyidir.

4-     Sanatçılar, tiyatrocular bir duruş sergilediler, bu duruşu takdir etmemek, saygı göstermemek elde değil. Kaldı ki bu sanatçılar, 3. Maddede eleştirdiğimiz TV kanallarından maaş alan insanlar, yani “ileride iş bulabilir miyim, iş alabilir miyim?” kaygısı güdebilirlerdi, gütmediler.

Büyük millet olmak, kökleri tarihin derinliklerinde saklı bir büyük ulus olmak bence neyi gerektirir biliyor musunuz sevgili dostlar? Direnen de bizim kardeşimiz, polis de bizim kardeşimiz, aynı fikirde olalım-olmayalım, bu insanlara biz sahip çıkacağız.

Devlet bizim devletimiz, millet bizim milletimiz. Nasıl ayrıştırabiliriz? Nasıl tersini söyleyebiliriz?

Polis şiddetin dozunu arttırdı, halka aşırı orantısız güç uyguladı, evet. Ama yerde yatan gösterici için “Ambulans yok mu?” diye feryad edip en yakın devlet hastanesine kaldırdık. Yerdeki yaralıyı yine devletimiz-milletimiz elele kaldırdı, sedyeye elele yatırdı.

Biraz sistem üstü bakıp, tarafgirlikten çok bütünleştirici bakarsak, empati yaparsak, bundan sonraki süreç daha kolay aşılacaktır.

Gelelim sonuca, bu beş günde, belki millet olarak bir yıl yaşlandık. Bir yıllık yorulduk, bir yıllık tükendik. Bu çabaların çöpe gitmemesi, tarihte kimileri için tatlı, kimileri için acı bir anı olarak kalmaması için yapılması gereken tek bir şey var.

Eylemlerde en ön sıralarda saf tutan sanatçılar, sivil toplum liderleri, kanaat  önderleri;

 

Mesele sadece Gezi Parkı değil arkadaş, sen hâlâ anlamadın mı? Hadi gel. #direngeziparkı

— Memet Ali Alabora (@memetalialabora) May 30, 2013

Eğer sizi temsil edecek bir siyasi parti bulamıyorsanız, eğer gerçekten çabalarınız beş günde saman alevi gibi yanıp sönsün istemiyorsanız, üstelik çok farklı kesimlerden de bu arza talep gelmişken;

Gelin, önce siyaset arenasına, sonra da meclise, sizden sonrakilere de böyle sokağa dökülmek zorunda kalmayacakları, kendilerini ifade edebilecekleri bir mecra oluşturun.

“Çözümün parçası olmayanlar, sorunun parçasıdır”

Aslına bakarsanız gerçekten de böyle bir siyasi oluşuma ihtiyaç var. Bu yönüyle Gezi Parkı olaylarının bir hayırlı sonucu da, bu ihtiyacı ayan beyan ortaya çıkarması olmuştur.

Eğer gerçekten bu olaylar tertemiz, pırıl pırıl bir siyasi parti doğurursa ve halktan destek alırsa, önümüzdeki yıl gerçekleşecek olan seçimlerde meclise girer, şu an oldukça az siyasi partinin boy gösterdiği siyasi arenasında şu anda temsil edilmediğini, ötekileştirildiğini düşünen vatandaşlarımızın da düşünceleri seslendirilir.

Bu beş günde sokaklara dökülen, meydanlarda sabahlayan insanlara, onları harekete geçirenlerin borcudur bu.

Unutmayalım, hiçbir doğum acısız, sızısız, kansız olmaz, can yanar ama sonuçta ortaya dünyanın en güzel şeyi olan bir bebek dünyaya gelir. 

Yaşananlardan hepimiz ders almazsak ve sonuç odaklı olmazsak, milletçe yaşadığımız bu gerilim yanımızda kâr bile değil, zarar kalır…

N’olur durdurun şu şiddeti.Polisin şiddetini durdurun.Arkadaşınızın şiddetini durdurun.Her türlü şiddeti durdurun.

— Memet Ali Alabora (@memetalialabora) June 1, 2013

Google Plus Sayfam+Benzer YazılarMemet Ali ve Erman Hoca mavi yakalıların sonunu mu getirecek?5 Bin TL’ye Evlenilir mi?Dünyanın En Güzel Doğum günü HediyesiMehmet Ali Birand’dan Gençlere 10 Altın Kural “Gemi limanda güvendedir, ama gemiler limanda beklemeleri için yapılmaz”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme